Bütün geçmişin olmak isterdim, bütün geleceğin, her anımı seninle paylaşmak, her anımı seninle yeniden tanımlamak isterdim.
Hani olur ya, yüzüne sert bir rüzgar eser de üşürsün, katılaştığını hissedersin. Senden önce yaşamadığımı seninle fark ettiğimde o rüzgar yüzümü de geçmişimi de hayallerimi de alıp götürdü benden, buna ne diyorsun? Saçmaydı, öylesine saçmaydı ki iyi ki yaşamışım diyorum. Saçma bulduğum bir şeyin beni hayatımın anlamına ulaştırabilecek kadar değerli olabileceğini söyleselerdi gülerdim. Hayır, bundan fazlasını yapardım. Ama şimdi diyorum ki, seni bulmak için yürümem gereken bir yol vardı ve ben de yürüdüm. Yorgunluğum bu yüzden. Bu yüzden mutluluğum.
Söylemiştim, yersizdim, yurtsuzdum, hayalperesttim, hayallerime dahi yalancıydım. Söylemiştim adımlarımın gittiği yeri ülkem yapacaktım, yaşamak diye bir şey varsa tadına varacaktım, şayet yoksa da ölüme giden yolu biraz olsun eğlenceli kılacaktım. Diyorum ki yaşamak diye bir şey varmış, seninle öğrendim. Diyorum ki adımlarım beni nereye götürürse götürsün, orada sen yoksan, orası benim cehennemmiş; öğrendim ki ülkem senmişsin. Meğer ülkem iki kişilik bir cennetmiş. Meğer cennet küçük bir kadınmış da gerisi yokmuş. Hani varmış da bize yokmuş, insanlara ayıp olmasın.
Şimdi bir şarkı çalıyor. Belki dünyadaki en güzel şey çalıyor. Onu dinlerken seni duymama ne diyorsun? Kokun neden burnumda, ellerimde, yüzümde ya da her yerimde, neden, duyuyor musun? Duymalısın, çünkü hayatının geri kalanını, sahip olduğu ya da sahip olmayı dilediği her şeyi bu kokuya değişebilecek bir adam söylüyor bunu ya da yapamıyor, çünkü aynı adam biliyor ki dünyadaki bütün sözcükleri toplasan, hani adamakıllı yapsan bunu, senin elindeki o belli belirsiz benin güzelliğini anlatmaya bile yetmez. Öyle bir yetmez ki. Öyle işte.
Bugün yine seni yazamadığım bi' gün.
Affet.
Affet çünkü bunun adı henüz konulamadı.
Affet çünkü bunun adı asla konulamayacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder