18 Eylül 2012 Salı

02:25

Bencil biri olmak istemiyorum ki ben, anlıyorsun beni değil mi? Anlamıyorsun. Zaten bu yüzden kaybettim, kaybediyorum ve kaybedeceğim. Ama güzelim kaybetmenin en güzel yanı ne biliyor musun, zaman içinde kendisini amorti etmesi. Bana kalırsa zamanın da en güzel yanı bu, “kötü” şeyleri bir çırpıda silip atması. Hayır, sanırım eksik bir cümleydi bu, “hiçbir şey olmamış gibi” değil de, “güzel bir şeyler olmuş” gibi, baştan başa yeniden düzenlemesi. Sanki öpüşmüşüz de ağzımda o kavun tadı kalmış gibi. Oysa ortada kavun yok, ortada “biz” de yok, sebebi sensin, bana yaratma özgürlüğü tanımıyorsun çünkü. “Neden” diye sormayacağım, başarısız ve yanlış bir isyandı bu, senin herkesten biri olduğuna inanmayarak yaptım ben en büyük hatayı, söylemişlerdi ama bir önemi kalmıyor ortada bir tutku varsa. 

Sonra, rahatlamak istiyorum yanında, dürüst olmak gerekirse tüm derdim de bu. Çocuklaşmak, bunamak, aptallaşmak, hatta tüm sapkınlığımı “düşünmeden” ortaya saçmak istiyorum, bunları yaptığım için yadırganmamak ve gözünde küçülmemek. Stratejiler bana göre değil güzelim, sana gerçek yüzümü, maskelerimi, içimde bir yerlere saklanmış olan hiç büyütemediğim o “adamcıkları” göstermeliyim. Hayatın adalet ve eşitlik anlayışı bu yönde gelişmiş değil, sende onun bir parçasısın, biraz insan, biraz köpek ama ben değil, ben olamayacak kadar benden uzak ve benim olamayacak kadar bana yakınsın. İşte bu noktada diyorum ki, “aşk” bu yüzden rezilce bir şey. Çıkarsız ve sonuçsuz ama çekici, “sanal” bir amaç vaat ediyor çünkü, istemsizce koşuyorsun peşinden, yakalamak istiyorsun ama hedefin asla dokunamayacağın bir yerde, en önemlisi de ne biliyor musun, unutturuyor. Unutmak güzel canım, “canım” demen kadar. 

Bunları sana yazmak isterdim ama okumayacağını ikimiz de biliyoruz, tüm diğerleri gibi, eskiler gibi, bu yüzden filleri sevdim zaten, mutlak bir zıtlık var, sen küçücüksün ve öldürüyorsun, onlar kocaman ve ağlıyorlar. Ben kötü biri değilim canım, içimde bir yorgunluk var. Yarın tüm bunları hatırlamayacağım mesela. 

Kapı

Tüm onuru bir kapının ardındaymış gibi çekip gidince insan,
ilk adımda anlamaz bir şey;
belki ikincide de.
daha usta olanlar gitmekte,
üçüncü adımda da anlamazlar
hiçbir yere gidemeyeceklerini.

Gitmek yetmez asla.
Çarpsan da her bir kapıyı
teker teker,
ve tüm gücünle,
yetmez.
Çünkü kapılar örtemez gidişleri.
Biraz geç anladım bunu.
Belki de anlamadım.

11 Eylül 2012 Salı

Yok olduk, çok yere dolduk.


Ne arardı tepemizde gökyüzü ve ne diye bomboştu o bembeyaz bulutlar;
neyi beklerdi dolmak için ve zaten dolduğu için ağlamaz mıydı bulutlar; ne için
kaybolurlardı gökyüzünün siyahlığında ve nasıl da kör ederdi gökyüzünün siyahlığı o
parlak gözlerimizi; nasıl da unuttururdu söylenmemiş sözleri ve derin bir sessizlikte
çoğaldı söyleyeceklerimiz; kim için boğulmayı göze aldık o derin sessizliğin hırçın
dalgalarında ve kıyıyı göremeden kapattık o gözleri; ne diye terk ettik bu kıyıyı
ve yoksa sürüklenmiş miydik çoktan; zaten azaldıkça çoğaldık ve parçalarımız bulundu
iki taş arasında bir cam şişenin dibinde bir notla; ve şöyle yazardı el yazısıyla
yazılmış o notta: "Beni buldun, ama sen parça parça yok oldun."


http://www.youtube.com/watch?v=wpnRaBqr8Jk

10 Eylül 2012 Pazartesi

Ve beyaz atlı prens öldürüldü


Konuşmamız gerektiğinde öpüşür,
Tartışmamız gerektiğinde sevişirdik.
Ve bazı zamanlar, sahiden, küfreder gibi de çekip giderdik.
Gidişlerimiz şaşırtmazdı hiç birbirimizi
Ama şaşırtıcı derecede mutlu ediciydi gelişler.
Martılar ağlamazdı çünkü birbirimizleyken biz,
Ya da kedi ve köpekler aç kalmazdı ve soğuktan donmazdı evsizler.
Kör, sağır ve dilsiz yapabilir bir insanı bir başka insan,
Gaddarlaştırır şefkatiyle merhametsizce.
Cehennemi cennet gibi sevmenin, sevmenin en asil şekli olduğunu
Ancak ve ancak inananlar bilir, tanrı dışında bir başka güce.
Birbirimiz için birbirimize,
Şerefe, şerefsizce.

Ne sevgiliydik biz, ne dost, ne de herhangi bir şey,

Herhangi bir şey olmamaktan memnun olan her bir şeydik.
Daha çok bir yolduk birbirimize
Ya da o yol üzerindeki öylesine birer bank.
Birbirimize oturur ya da birbirimize yürürdük,
Bunu sorun etmez, birbirimizle yürürdük.

Sıradandık,

Sıradanlaştıkça sıradandık,
Bir sigarayı birlikte bitirmek keyifliydi örneğin bizim için,
Bir sigarayı aynı ağızdan bitirmek daha da keyifliydi,
En keyiflisi de bir sigarayı bitirmeye çalışırken sevişmeye dalmak,
Daldığımız yerde boğulana kadar çırpınmaktı.

Öldüğümüz yerden birlikte doğmak her seferinde yeni bir cennete,

Yeniden ve yeniden tıpkı Adem ve Havva gibi,
Hadi kadın, çıldırtma beni, ne ben Adem’im ne sen Havva,
Ne de nefes aldığımız yer bir cennet,
Nefeslerimizin kirlendiği bir dünya bizim için bir cennet.
Cennet sensin, ben cehennem,
Ateşim yakar senin güzelliğini,
Korkma, çirkin olsan da seveceğim seni,
Güzel görmesini bilenler hak eder bu dünyada ancak sevmeyi,
Ya da tam tersi,
Dert etme.

Bir insanı öldürmek için kurşun gerekmez demiştim,

Sözcüklerini kullanmayı öğrenmişsin.
Kağıdına sar bedenimi,
Cigaralık sevgili.

http://www.youtube.com/watch?v=irGUolvbZyc