Bütün geçmişin olmak isterdim, bütün geleceğin, her anımı seninle paylaşmak, her anımı seninle yeniden tanımlamak isterdim.
Hani olur ya, yüzüne sert bir rüzgar eser de üşürsün, katılaştığını hissedersin. Senden önce yaşamadığımı seninle fark ettiğimde o rüzgar yüzümü de geçmişimi de hayallerimi de alıp götürdü benden, buna ne diyorsun? Saçmaydı, öylesine saçmaydı ki iyi ki yaşamışım diyorum. Saçma bulduğum bir şeyin beni hayatımın anlamına ulaştırabilecek kadar değerli olabileceğini söyleselerdi gülerdim. Hayır, bundan fazlasını yapardım. Ama şimdi diyorum ki, seni bulmak için yürümem gereken bir yol vardı ve ben de yürüdüm. Yorgunluğum bu yüzden. Bu yüzden mutluluğum.
Söylemiştim, yersizdim, yurtsuzdum, hayalperesttim, hayallerime dahi yalancıydım. Söylemiştim adımlarımın gittiği yeri ülkem yapacaktım, yaşamak diye bir şey varsa tadına varacaktım, şayet yoksa da ölüme giden yolu biraz olsun eğlenceli kılacaktım. Diyorum ki yaşamak diye bir şey varmış, seninle öğrendim. Diyorum ki adımlarım beni nereye götürürse götürsün, orada sen yoksan, orası benim cehennemmiş; öğrendim ki ülkem senmişsin. Meğer ülkem iki kişilik bir cennetmiş. Meğer cennet küçük bir kadınmış da gerisi yokmuş. Hani varmış da bize yokmuş, insanlara ayıp olmasın.
Şimdi bir şarkı çalıyor. Belki dünyadaki en güzel şey çalıyor. Onu dinlerken seni duymama ne diyorsun? Kokun neden burnumda, ellerimde, yüzümde ya da her yerimde, neden, duyuyor musun? Duymalısın, çünkü hayatının geri kalanını, sahip olduğu ya da sahip olmayı dilediği her şeyi bu kokuya değişebilecek bir adam söylüyor bunu ya da yapamıyor, çünkü aynı adam biliyor ki dünyadaki bütün sözcükleri toplasan, hani adamakıllı yapsan bunu, senin elindeki o belli belirsiz benin güzelliğini anlatmaya bile yetmez. Öyle bir yetmez ki. Öyle işte.
Bugün yine seni yazamadığım bi' gün.
Affet.
Affet çünkü bunun adı henüz konulamadı.
Affet çünkü bunun adı asla konulamayacak.
Umudunu Kaybetme, Bulamayabilirim.
20 Ocak 2013 Pazar
18 Eylül 2012 Salı
02:25
Bencil biri olmak istemiyorum ki ben, anlıyorsun beni değil mi? Anlamıyorsun. Zaten bu yüzden kaybettim, kaybediyorum ve kaybedeceğim. Ama güzelim kaybetmenin en güzel yanı ne biliyor musun, zaman içinde kendisini amorti etmesi. Bana kalırsa zamanın da en güzel yanı bu, “kötü” şeyleri bir çırpıda silip atması. Hayır, sanırım eksik bir cümleydi bu, “hiçbir şey olmamış gibi” değil de, “güzel bir şeyler olmuş” gibi, baştan başa yeniden düzenlemesi. Sanki öpüşmüşüz de ağzımda o kavun tadı kalmış gibi. Oysa ortada kavun yok, ortada “biz” de yok, sebebi sensin, bana yaratma özgürlüğü tanımıyorsun çünkü. “Neden” diye sormayacağım, başarısız ve yanlış bir isyandı bu, senin herkesten biri olduğuna inanmayarak yaptım ben en büyük hatayı, söylemişlerdi ama bir önemi kalmıyor ortada bir tutku varsa.
Sonra, rahatlamak istiyorum yanında, dürüst olmak gerekirse tüm derdim de bu. Çocuklaşmak, bunamak, aptallaşmak, hatta tüm sapkınlığımı “düşünmeden” ortaya saçmak istiyorum, bunları yaptığım için yadırganmamak ve gözünde küçülmemek. Stratejiler bana göre değil güzelim, sana gerçek yüzümü, maskelerimi, içimde bir yerlere saklanmış olan hiç büyütemediğim o “adamcıkları” göstermeliyim. Hayatın adalet ve eşitlik anlayışı bu yönde gelişmiş değil, sende onun bir parçasısın, biraz insan, biraz köpek ama ben değil, ben olamayacak kadar benden uzak ve benim olamayacak kadar bana yakınsın. İşte bu noktada diyorum ki, “aşk” bu yüzden rezilce bir şey. Çıkarsız ve sonuçsuz ama çekici, “sanal” bir amaç vaat ediyor çünkü, istemsizce koşuyorsun peşinden, yakalamak istiyorsun ama hedefin asla dokunamayacağın bir yerde, en önemlisi de ne biliyor musun, unutturuyor. Unutmak güzel canım, “canım” demen kadar.
Bunları sana yazmak isterdim ama okumayacağını ikimiz de biliyoruz, tüm diğerleri gibi, eskiler gibi, bu yüzden filleri sevdim zaten, mutlak bir zıtlık var, sen küçücüksün ve öldürüyorsun, onlar kocaman ve ağlıyorlar. Ben kötü biri değilim canım, içimde bir yorgunluk var. Yarın tüm bunları hatırlamayacağım mesela.
Sonra, rahatlamak istiyorum yanında, dürüst olmak gerekirse tüm derdim de bu. Çocuklaşmak, bunamak, aptallaşmak, hatta tüm sapkınlığımı “düşünmeden” ortaya saçmak istiyorum, bunları yaptığım için yadırganmamak ve gözünde küçülmemek. Stratejiler bana göre değil güzelim, sana gerçek yüzümü, maskelerimi, içimde bir yerlere saklanmış olan hiç büyütemediğim o “adamcıkları” göstermeliyim. Hayatın adalet ve eşitlik anlayışı bu yönde gelişmiş değil, sende onun bir parçasısın, biraz insan, biraz köpek ama ben değil, ben olamayacak kadar benden uzak ve benim olamayacak kadar bana yakınsın. İşte bu noktada diyorum ki, “aşk” bu yüzden rezilce bir şey. Çıkarsız ve sonuçsuz ama çekici, “sanal” bir amaç vaat ediyor çünkü, istemsizce koşuyorsun peşinden, yakalamak istiyorsun ama hedefin asla dokunamayacağın bir yerde, en önemlisi de ne biliyor musun, unutturuyor. Unutmak güzel canım, “canım” demen kadar.
Bunları sana yazmak isterdim ama okumayacağını ikimiz de biliyoruz, tüm diğerleri gibi, eskiler gibi, bu yüzden filleri sevdim zaten, mutlak bir zıtlık var, sen küçücüksün ve öldürüyorsun, onlar kocaman ve ağlıyorlar. Ben kötü biri değilim canım, içimde bir yorgunluk var. Yarın tüm bunları hatırlamayacağım mesela.
Kapı
Tüm onuru bir kapının ardındaymış gibi çekip gidince insan,
ilk adımda anlamaz bir şey;
belki ikincide de.
daha usta olanlar gitmekte,
üçüncü adımda da anlamazlar
hiçbir yere gidemeyeceklerini.
Gitmek yetmez asla.
Çarpsan da her bir kapıyı
teker teker,
ve tüm gücünle,
yetmez.
Çünkü kapılar örtemez gidişleri.
Biraz geç anladım bunu.
Belki de anlamadım.
ilk adımda anlamaz bir şey;
belki ikincide de.
daha usta olanlar gitmekte,
üçüncü adımda da anlamazlar
hiçbir yere gidemeyeceklerini.
Gitmek yetmez asla.
Çarpsan da her bir kapıyı
teker teker,
ve tüm gücünle,
yetmez.
Çünkü kapılar örtemez gidişleri.
Biraz geç anladım bunu.
Belki de anlamadım.
11 Eylül 2012 Salı
Yok olduk, çok yere dolduk.
Ne arardı tepemizde gökyüzü ve ne diye bomboştu o bembeyaz bulutlar;
neyi beklerdi dolmak için ve zaten dolduğu için ağlamaz mıydı bulutlar; ne için
kaybolurlardı gökyüzünün siyahlığında ve nasıl da kör ederdi gökyüzünün siyahlığı o
parlak gözlerimizi; nasıl da unuttururdu söylenmemiş sözleri ve derin bir sessizlikte
çoğaldı söyleyeceklerimiz; kim için boğulmayı göze aldık o derin sessizliğin hırçın
dalgalarında ve kıyıyı göremeden kapattık o gözleri; ne diye terk ettik bu kıyıyı
ve yoksa sürüklenmiş miydik çoktan; zaten azaldıkça çoğaldık ve parçalarımız bulundu
iki taş arasında bir cam şişenin dibinde bir notla; ve şöyle yazardı el yazısıyla
yazılmış o notta: "Beni buldun, ama sen parça parça yok oldun."
http://www.youtube.com/watch?v=wpnRaBqr8Jk
10 Eylül 2012 Pazartesi
Ve beyaz atlı prens öldürüldü
Konuşmamız gerektiğinde öpüşür,
Tartışmamız gerektiğinde sevişirdik.
Ve bazı zamanlar, sahiden, küfreder gibi de çekip giderdik.
Gidişlerimiz şaşırtmazdı hiç birbirimizi
Ama şaşırtıcı derecede mutlu ediciydi gelişler.
Martılar ağlamazdı çünkü birbirimizleyken biz,
Ya da kedi ve köpekler aç kalmazdı ve soğuktan donmazdı evsizler.
Kör, sağır ve dilsiz yapabilir bir insanı bir başka insan,
Gaddarlaştırır şefkatiyle merhametsizce.
Cehennemi cennet gibi sevmenin, sevmenin en asil şekli olduğunu
Ancak ve ancak inananlar bilir, tanrı dışında bir başka güce.
Birbirimiz için birbirimize,
Şerefe, şerefsizce.
Ne sevgiliydik biz, ne dost, ne de herhangi bir şey,
Herhangi bir şey olmamaktan memnun olan her bir şeydik.
Daha çok bir yolduk birbirimize
Ya da o yol üzerindeki öylesine birer bank.
Birbirimize oturur ya da birbirimize yürürdük,
Bunu sorun etmez, birbirimizle yürürdük.
Sıradandık,
Sıradanlaştıkça sıradandık,
Bir sigarayı birlikte bitirmek keyifliydi örneğin bizim için,
Bir sigarayı aynı ağızdan bitirmek daha da keyifliydi,
En keyiflisi de bir sigarayı bitirmeye çalışırken sevişmeye dalmak,
Daldığımız yerde boğulana kadar çırpınmaktı.
Öldüğümüz yerden birlikte doğmak her seferinde yeni bir cennete,
Yeniden ve yeniden tıpkı Adem ve Havva gibi,
Hadi kadın, çıldırtma beni, ne ben Adem’im ne sen Havva,
Ne de nefes aldığımız yer bir cennet,
Nefeslerimizin kirlendiği bir dünya bizim için bir cennet.
Cennet sensin, ben cehennem,
Ateşim yakar senin güzelliğini,
Korkma, çirkin olsan da seveceğim seni,
Güzel görmesini bilenler hak eder bu dünyada ancak sevmeyi,
Ya da tam tersi,
Dert etme.
Bir insanı öldürmek için kurşun gerekmez demiştim,
Sözcüklerini kullanmayı öğrenmişsin.
Kağıdına sar bedenimi,
Cigaralık sevgili.
http://www.youtube.com/watch?v=irGUolvbZyc
7 Ağustos 2012 Salı
Geçti artık ben varım
Başkası yine öyle güzel sevse, mutlu olacaktı halbuki.
Çünkü tek sorunu onu ''eskisi gibi'' hissettirebilecek birine ihtiyaç duymasıydı.
Eskisi gibi olmak istiyordu. O zamanlar gibi. O gün gibi.
Çünkü tek sorunu, zamanında onu çok sevdiği biri gibi yeniden
başka birinin de onu öyle sevmesini beklemesiydi.
Acaba yeniden öyle sevebilir miydi?
İnsanlar okuyordu, insanlar hakkında bir şeyler yazıyordu,
ama anlayamıyorlardı.
Aslında biri gelip yeniden ''öyle'' sevebileceğine inandırsa,
yeniden şöyle biri gelip bi' elinden tutsa,
oturduğu yerinden kaldırsa;
''Hadi kendine gel'' dese, kendine gelecekti.
Çünkü kendine gelmesine ihtiyacı vardı.
Kendine gelmeliydi, bir yerlere gitmeliydi.
Ne vardı bunda?
Sadece şansının biraz daha fazla olmasını bekliyordu.
Aslında uygulamak da istiyordu.
Biri gelsin istiyordu işte.
Biri gelsin de onu götürsün.
Kafasında çok şey vardı.
O filmdekiler ne kadar da şanslıydı öyle,
gerçek hayatta da yaşanmaz mı öyle şeyler diye düşünüyordu
koltuğa ayağını uzatarak filmdeki kızı izlerken.
Bu arada kızın yüzü ne kadar masumdu.
Çok şanslı buluyordu insanları.
Sabah yarım bıraktığı ekmeğiyle yaptığı kahvaltısından sonra
biri gelsin, alsın onu götürsün istiyordu.
Bazen, birilerinin yokluğunda nasıl şarkılar dinlediğini,
o şarkıları ona dinletene anlatmak isterdi.
O şarkıları nasıl kapattığını anlatmak isterdi.
Ama anlatabilir miydi hiç?
Bilmem, sence anlatabilir miyim?
''Gurur'' vardı, hiç öyle kolay olabilir miydi?
Biri sevseydi şimdi keşke, şöyle bi' yanağından öpseydi.
''Her şey dudaktan öpmek mi?''
Birini saatlerce dudağından öpmek,
her zaman kişiye güven duymasını sağlayabiliyor muydu ki?
Bazıları öyle düşünüyordu. Bazıları ne kadar aptaldı.
Halbuki sadece ''Geçti bak burdayım'' diyebilse, mutlu olacaktı.
Neresi zordu?
Keşke onlar gibi olmasaydı şu gelecek biri.
Bir başkası olsaydı. Farklı olsaydı. Anlaşılmaz olsaydı.
Çözmek gerekseydi. Keşke gelseydi.
Keşke bu yazıdan sonra gelseydi. Ne de güzel olurdu.
Yeniden alıştırsaydı kendisine ama onlar gibi olmasaydı.
Çünkü bunu yazanın,
''Geçecek, sen güçlüsün''lerden çok,
''Geçti artık ben varım''lara ihtiyacı var.
Çünkü bunu yazanın,
birine aşık olmaktan çok, birine tamamen sahip olduktan sonra
ona teslim olmaya ihtiyacı vardı.
31 Temmuz 2012 Salı
Bilemem aşklar ne için başlar.
Bar henüz kalabalık değildi. Gözüne kestirdiği kumral, beyaz tenli, güzel kadının yanına gidip vurucu bir cümle ile söze başladı:"Bir kadını neresinden sevmeye başlarsan, orası senin sevginin başlangıç noktasıdır. Size bir içki ısmarlayabilir miyim güzel bayan?"
Kadın bu beklenmedik söz karşısında şaşkın bir şekilde devam etti;
''Siz erkekler kadınları içkiyle sarhoş edip onları elde edeceğinizi sanıyorsunuz ama kadınlar güzel bir söz karşısında kendinden emin bir şekilde de sarhoş olabilirler, unutma!"
"Hayır, amacım bu değildi inanın. Sadece biraz canım sıkkın ve paylaşacak kimsem yok"
"Öyle mi?Pekala o zaman neden canınız sıkkın demem gerekir sanırım?"
"Şey. aslında bir kaç aydır olan bir şey bu. aşık olmak istiyorum ama malesef bu konuda çok şansızım"
"Aşk ve şans, aslında çok uzak kelimeler ama her başarısızlığımızda şansımız yok demekten başka şans bırakmıyoruz kendimize"
"sevgiliniz var mı?"
"hayır yok. Sanırım ben de şansızım. Ama başarısız diyemiyorum kendime, beni sevemeyen biri başarısız olabilir ve bana yine şanssızlık düşmeli."
"İsterseniz bu gece burada tek gecelik ilişkinin düşünülmediği bir ilişkiye başlayabiliriz?"
"Daha adını bile bilmiyorum?"
"Teoman. ya senin?"
"Ceyda"
"Buraya sık gelir misin ceyda?"
"Hayır ilk defa geliyorum, aslında önünden geçerken bir anda içeri girmek istedi canım"
"Sen peki teoman? Buraların adamı gibi duruyorsun"
"Hayır ben de ilk defa geliyorum yani sizinki ile aynı aslında. Düşünmeden geldim, canım sıkkın bir şekilde yürürken kendimi burada buldum"
"İstersen birbirimizi tanıyabiliriz? Ya da boşver hadi bir yerlere gidip eğlenerek tanıyalım birbirimizi"
"Sonunda beni anlayan bir kadın. İnan bana her şey çok farklı olacak. Ya da boşver aynı olsun her şey, biz farklı oluruz."
"Aşk düşünmek değildi belki de, ben hep düşündüm. Bu sefer düşünmeden mutlu olmak istiyorum. Hadi gidip eğlenelim artık!"
Hayır, tek gecelik olmadı ilişkileri. Belki de onları orada buluşturan dönmeyen şansları idi. Birbirlerini tanımak için uğraşmadılar, sadece sevmek için uğraştılar. Belki de şu an çok mutludurlar, kimbilir.
http://www.youtube.com/watch?v=uP6Ma33_ZkI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)